
Esir almak, alçı yapmak, bağlamak, tutmak, kemanlar… Adı ne olursa olsun, “ben ve x ve girdap gibi monologum”, x için hiçbir zaman zevkli değil. Onun suçu ne, günahı ne? İşin kötüsü o monologdan sonra, ya da o son zirve cümlesinden sonra derin bir pişmanlık olur. O yüzden diyorum ki; monologa başlamadan önce iki nefes al, anlatacaklarını ilginçlik süzgecinden geçir, neden bunları paylaşmak istiyorsun düşün, çok paylaşınca sana karşı koz olarak kullanılabileceğini hatırla. Kal sağlıcakla.

Çünkü yolcudur Abbas, bağlasan durmaz. Dost, arkadaş, hısım, akraba, hemşeri, hemşire… Küseceği varsa, küser. Ama geri gelmesini de bilir. Gelmezse, zaten asla senin olmamıştır. Klişe de olsa, öyledir. Bahsi geçen kişiyle aranızda bir sevgi bağı oluşturmuşsanız gitmeler, küsmeler zaten söz konusu olmayacaktır. Çabalara rağmen karşıdaki kişinin inadı inatsa, zorlamanın alemi yoktur. Önünüzdeki maçlar elzemdir bundan sonra.

Ah ne de zordur ideal kahkül boyunu yakalamak. Ramones mensubiyeti ve gerizekalı kızımız arasındaki o kalın çizgi, işte o çizgi; kahkülündür. Kestirdikten bir süre sonra Dee Dee Ramone olmak kaçınılmazken, bari ilk kestirdiğin anda hıyarağası kahkülüne mahkum olma. Kontrolü eline al. En iyisini kuaför değil, sen biliyorsun yüzde 95 olasılıkla.

20. yüzyılın başındaki içme adetlerini günümüzde One Love gibi bir festivalde sürdürmek akıl karı iş değilmiş. Festivallerde yerde ölü halde yatan kızlar vardır ya, işte onlardan biri olmamak için Absinthe içmiyoruz, hele ki içine hiçbirşey katmadan patır kütür shot hiç yapmıyoruz. Absinthe’in kafasının bittiği an da festival ortamı için uygun değil; tabii elinizdeki rüzgargülünü ağlaya ağlaya üflemek istemiyorsanız. Ama yine de günün sonunda, o histeri kraliçesi hallerinizi ciddiye almayın, hafızadaki boşlukların da üstüne gitmeyin, olan olmuş. Yeter ki alışkanlık olmasın. Dr. Terim’in de söylediği gibi, “What can I do, sometimes?”

Orası da memleket. Orası da ana evladı. Orada da gençler var, barlara gidiyorlar, manitalar var. Biz de gittik. Ancak ikramdaki kalite önce güldürdü, sonra düşündürdü. İkram diye elimin tersiyle ittiğim o leblebilerin hesapta yarattığı şişkinlik, cüzdanımdaki şişkinlikle doğru orantılı olmadı. Tam haşırt diye parayı vermek üzereyken, bilinçli tüketicimiz “O ne be?” dedi ve hesapta düşüş yaşandı. 60’tı ama bize 50 oldu. Bir İsveçliyi görmek isterim Vanpir Rock Cafe’de.

Dağınık olmak, savsaklamak, bugünün işini yarına bırakmakta aslında bir ustayım. Ama olmamam gerekiyor. Bir işyerinde, bizdeki şekliyle bir ajansta, bunu öncelikle e-posta kutumda dağları biriktirmeyerek sağlamam lazım. Üstelik gördüm ki Entourage’ı çok boşlayınca tam bir “attention whore” oluveriyor, önce dock’da zıp zıp zıplıyor, sonra posta “almamaya” başlıyor. IT departmanıyla işbirliğimiz sayesinde çözmeye çalıştığımız bu e-posta alamama sorunu, herkesi hayrete düşürüyor; belli ki amansız bir sorun. Ama ellerinden geleni yapıyorlar, güncelliyorlar, neyse ki kendi kendine yarısında kesilmemiş.

Çünkü afedersiniz, hayatta ne oldum değil, ne olacağım demeli insan. Herkesin bildiği üzere ahlak polislerinin “Bak şu konuşana” hissi yaratmak dışında bir fonksiyonları olmaz. Genelde yaşanmamışlıklarını ve korkularını hayatlarında tehdit olarak algıladıkları 3. partilere yol yordam bilmeden, salya akıtarak kanalize ederler. İyi ve kötü yargılarını, Piaget’ye göre ortalama 7 yaşında terkedilen “egocentrism” (bkz. gerzek) üzerinden gerçekleştirirler. Ancak ne kadar tepinilirse tepinilsin, ahlak polislerine Nietzsche hiçlikten uzanıp tokadı basar.

Boynu tutuk insana Robocop deyip kahkahayı basma konserinde sahne almak istemiyorsan tabii. Gerçi işin stigması bir yana, genç yaşta bilgisayar başında geçirdiğin zamana acımak da bir yana, hareket özgürlüğü çok önemli. “Tüm gün yatar, film izlerim” düşüncesi de burada etkisini kaybetmekte çünkü aynı pozisyonda kalamamak sıkıntısı baş gösterir, o med-cezirlerde. Kısacası, hangi boyun fıtıklı ki boyun egzersizlerini yapmıyor, boynu tutulmaya mahkumdur.

Konser, etkinlik haberlerinin yanı sıra, arkadaşlarının doğumgünlerini de geç öğrenmek istemiyorsan oraya bazen bir göz at be kadın. Tamam, o doğumgününü, o konseri öğreneceksin bir şekilde, ama erkenden bilmek, ona göre program yapmak, aheste aheste hediye düşünmek varken, neden hızlandırılmış Almanca kursu? Madem facebook hesabın var, bu ne perhiz bu ne lahana turşusu? (Uyağa dikkat)

Bu kadar çok baş örtüsü ve çiçeği bir tek kabristanda gördüm. Senin benim gibi insanlar olarak bir tatlı bahar havası almak, bir park yürüyüşü yapmak, birbirimize bir sincap göstermek için ideal bir mekan gibi görünse de, her an havada yükselmeye hazır bekleyen “Eşhedu” efekti, dar pantolonlarımıza ve Clubmaster gözlüklerimize biraz fazla geldi. Nerede Vondelpark, nerede Emirgan Korusu. Oha.